Kayıtlar

O gecenin farklı olduğunu biliyordu Leyla. Havanın ağırlığı, sessizliğin tonu, kendi içindeki fısıltı bile başkaydı. Yine… yine basit, hatırlamadığı bir nedenden dolayı kırılmıştı Mecnun’una. O küçük şey sadece küçük değildi; biriken yüzlerce şeyden sızan son damlaydı. Mecnun ise her zamanki gibi… kırılan her şeyden habersizdi. Yatağın diğer ucundan bir horultu duyuldu. Sanki dünyanın yükü Leyla’nın omuzlarındaydı da, onun yanındaki adam başka bir evrende uyuyordu. Leyla kalktı. Sessizce, kimseyi rahatsız etmemek için neredeyse nefesini bile tutarak yataktan indi. Oda loştu. Raftaki büyük mumu aldı. Kibrit kutusundan bir kibrit çıkardı—kısa bir tıss sesi, ardından turuncu bir parıltı… Kibrit alevini dikkatlice muma uzattı. Alev bir anda büyüyüp inceldi, duvarlarda titrek gölgeler bıraktı. Sonra bir kadeh şarap doldurdu. Kırmızısı koyu bir gece gibiydi. Muma doğru kaldırıp rengin içine baktı; sanki o kırmızı ona bir şey anlatmaya çalışıyordu. Bir yudum aldı. Sustu. Dinledi....

İLK NEFES...

 Bir Çalı Süpürgesinin hayatı... Bu isim bana ilk kez ortaokuldaki Türkçe öğretmenim, Durdu Mehmet hocam tarafından verildi. Eskiden beri yazmayı severim. Durdu hoca sınavlarda hikâyeler verirdi; bir yerde keser ve devamını bize bırakırdı: “Hayal gücünüzü kullanın, sizce bu hikâye nasıl devam etmeli?” Sonra bana döner,  “Luna, lütfen hikâyenin devamına benzer bir ilerleme… Bu hikâyeyi de bildiğini biliyorum, hayal gücünü kullan” derdi. Benim muzır gülüşümü hemen yakalar, bıyık altından gülerdi. Onu hep Çalıkuşu’ndaki Kâmran’ın yaşlı hâline benzetirdim. Gerçi o, Feride’sine kavuşmuş bir Kâmran’dı… Güzel bir ailesi, sevdiği eşi vardı. Hâlâ hayattasındır umarım, hocam. Dağıtmadan devam edeyim… Bir gün hepimizin hayallerini sormuştu. Herkes bir şey söyledi: doktor olmak, polis olmak, hemşire olmak, anne olmak… Ben ise “Yazar olmak isterim,” demiştim. -Bir gün bir kitap yazacağım.”  “Adını Çalı Süpürgesi koy o zaman,” dedi. Güldük… Saçlarıma mı laf vurdu, dalga mı ge...